Kayıtlar

bugünlerde böyleyim

ince kitaplar gibi azaldığını hissettikçe günlerin biliyor gibi yapıyorum aşkı anlamak için işte şuram bir padişah gibi yalnız kimse inan bana artık masal dinlemiyor yorgan üzerimde düşüyor susuyor gibi bir kral içinde yanık yağlar patlamamış bir el bombası yaklaşıyor bahar ve nişan artık alma inan bana marşlar başkaları için söyleniyor ama gücenme kalbi de şaşırır insanların bazen yıkılmamış bir köy kahvesi meydanda ağaçlar evet nedense yine dilinde dokunaklı bir türkü yıkılsan da şartlar böyle daha eşit avuçlarında kısacık ömrün tütün içerken ilk maaşınla yola çık Ali Yıldız Hırka 4. Sayı Ağustos 2015

HAYAT DEPLASMAN

Birden oluyor son günlerde her şey Birden gitmek istiyorum Oysa hazırlanacak vaktim var ayarlanacak saat Bakarsın yüzün güler düzenlenir ekonomik kaygılar Aslında bırakılmaktan paslı günler peş peşe Tahtı parçalanmış içimde tahta sesleri Asırlardır öyle sürgün öylesine savaşmış Bulunmuyor bedende neden merhem Akdeniz’de ya da bambaşka bir şehirde Yaşamak bilerek yapılan bir Cezayir Aklımda panayırlar piyasalar akşamüstleri Seninle kaç kere şahitlik ettik güneşlerin batışına Yüreğimde sabırsız okyanus dilimde söylenemeyen türküler Ölmeliydik savunulmalıydı umut Ayağa kalktım bir çocuk özür dilerdi Dağılırdı üzüntüm Bu şarkıyla ne zaman hatırlasam gözlerini Denizler her vakit gebelikten dışarı Surlar dışarı sırtım kapısı patronların Ama bu rüzgar bu esintisi güzel göklerin Boğazında ve şu tepelerinde aşktan ağaçlar Kırma tüfeğim yok ve son günlerde Bahar diyorsun aldanmadık mı söyle Ali Yıldız Yedi İklim 305. Sayı Ağustos 2015

SEVGİLİ ÜLKEM

Bizi doyurmaktasın Ali Yıldız

BİR DUVAR DURMADAN HEP YIKILSIN

Üstün başın dağınık toparlan belki bu ses çok yakınımızdadır akşam minibüsleri bu saatlerde gelir şehri terk et diyorum kendime Bilmem belki de her kişi bir yolun durağıdır elinde şarapnel parçaları ve 21. Yüzyıl öyle bakma bana ne olur fırsatını bulunca hemen koşacağım Mesai saatlerini ve trafik ışıklarını terk et diyorum gittiğimiz yerde bekliyor cesaret bizi kendi kendime dalmışım elleri ceplerdedir seyyar sermayelerin bazı meşaleler daha güzeldir Ne desem eksik olacak gibi hep belki de biraz türkü yetecek bazen dedim en iyisi çok güzel bir vapura bin öyle utanıyoruz ki kendimizden Ali Yıldız

YAĞMUR SEYREDİYORUM

Bırak o rüzgârı elinden seni bir şey kurarken yürüyorum şimdi çaycılara ve birtakım caddelere doğru şarkılarım büyük söylenmiş Pirinç ekmiş eller hasat etmişsin salonlarda kıymış memur bizi masrafsız bir gün geçmiyor artık canımı zorluyor bugünlerde mesai Küçük ayakların koca tartılara uğramış orda sözlerim üzgün ısmarlamaktan kalbi olan yalnız kalmış derdi olana artık hüseynidir ne yapsan Yeniksin çünkü şaşkın yürüyorsun iş sana kalsa hüznü de aldıracaksın bir sigara yaptığında sabah için bir iskemle çekilmiş gibi hayata   seni ters köşeye yatırmışlar olsun Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

PAZARÖRTESİ

Hazırlan kardeşim gidiyoruz mevsim fark etmez demedim mi sana fark etmez azalan faiz sessiz gözyaşı çünkü bazıları yalandan kahkaha bazı kediler oldukça umursamaz Tut ki dalından kopardın ayvayı üzüldün kâh kâh serçeler güldü Ey içim ters giyilmiş görünmez bir kazaksın İskeleden kaçan vapurlarla en iyisi çiçek alıp uzaklaşmak beyaz bir gömlek kan lekesiz bir parça ekmek yeter yaşlanmaya iğne iplik iğne iplik gönlümüzü gökyüzüne diksek ya Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

AŞK ARMUT POĞAÇA ÜÇLEMESİ

Resim
Türkiye ölü doğum ya. Kendin değilsen başkasısındır, kusura bakma. George Dalaras'ın seslendirdiği "Los Garceros" şarkısı çok güzel.