Kayıtlar

Şair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

CAN PAZARI

Büyük yorgunluk sürüyor Yamaçlardan aşağıya büyük dalgınlığımız Hatırladığım son şarkı yerini bir yokuşa bırakıyor Arkadaşlarım dağınık ve semtler kimsesiz Uzuyor karşı kıyılar. Sularım çekiliyor Eğilip toprağa gökyüzünü fısıldarken Şöyle diyorum: Boşlukları örten örtülerdin her kış başı Başaklara koşardın kana kana içilecek senken Bütün bu olanların içinde Birdenbire bize seslenecektin. Bütün birdenbire olanlar iyidir. Sen iyisindir Sesinde parlayan hançer. Sinende taze bahar Bütün bekleyenler bizi bilir Bütün bekleyenler için bir şiir mutlaka vardır Çatlayacaksa gayriihtiyari şu damar Kıyılacaksa candır öpülüp başa koyulan Yaşanacaksa bir adı vardır aşkın Bir kuş yüreğinde patlayınca, konuşunca ölüm Bizi hatırlarsan Ateşin başında ya da sımsıcak akşamında bir çöl Meydana düşmemişken, sıyırmamışken aklını Ben sana bütün uçurumları armağan ediyorum gülerek Tutup eğliyorum kervanları: yirmi birinci yüzyıl Ve haykırışların birikse de boğazında Köprüler yıkılsa da aninden Ben sana geliyor...

ŞAİR KENDİNİ SAVUNUYOR

Bir tomardı açtı ömrünün çiçeği türkülerden ısmarlama akşamlar yaşarken  veyahut sınırları henüz çizilmemiş kalbin ilk aşkını unuttuğundan beri süregeldi  kapı ayna içinde ayna kapı içinde Seni dinlemekten yapıldı bütün saraylar  oysa kimsenin işi yoktu şu köhne dünyada  köhne dünya: pazartesiler ve pazarlar yumruğu bense seni yiğit bir mızrak ölümden dönen  vurduğunda örse körelten kılıçlarınla sevdim  şimdi unutmak için bir şiir bir atlet bir gereç hazırda bekleyen yırtık umutlar birkaç kötü köşe yazarı iktidar belledim çamur sıvadım tuğla ısıttım ağrıların için  kimse dedim içimden çevirip yolumu eklemedi sırtına bense yanıma maaşımdan kalan üç beş cep harçlığı bir nikah davetli misafirler cenazeler asker uğurlamaları balkonda...  Durmak bir savaşı ilan eden en büyük sebepken kaçmak susmak oluyordu istemeden susmak ölmek  bütün icatlarını tamamlamış karnın tok gelenler gitmiş döşek kıvrılacak et bulamamış bu gece odalarda Neden hep böyle o...

DURUMLAR BÖYLE

Ben böyle bilmedim böyle yaşadım Dağlarım olmadığı için tüfeğe hasret Toparlanmadığım için geri döndüm Bu yol başı bu heyûlâ bu katran Durup bu kendine seslenecektin İğdiş canı çekiliyor sessizce bekârların Toynakları gümbürtülü yürüyor bazı sabah Tellerde çamaşırları gün boyu kuruyarak Faizlerle ölümler artarak çoğalıyor Ben böyle bilmedim Bir baharsa onu kucaklayıp Bir antlaşmaysa sevmek bütün uçurumlara Sırtında taşınır aşk; anons edilir, süre verilir Devam edilir Bırak şehrin sıkıntısı uğuldasın yüreğinde Boğazına dursun yediğin lokma Vergilerin çoğalsın surların yıkılsın Çınlamasın yüreğindeki mızrap Kim bilir beklediğin kervanları gelecek Ali YILDIZ BİR NOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 221. SAYI

İÇERDE KIRMAK YOK

Şenliklerle kutlandım Beni şehre ama çiçeklere davet etmediler Elde alet, elde edevat, elde can kırıkları Boşlukları paydosların, yüreğinde esmer diyeşet Farz et ki bir sümbülsün öylesine sürekli Seni yüz deve aklımda tutmuşum Nehirler gürlemiş, kervanlar kavuşmuş Çalgılar çalarmış ilk gençliğin İnsan yalnız bir kervansarayken yürürken Sözü verilmiş ama gelin edilmemiş neşeden Bugüne baharlar kaldı ikindiler tatil planları Bu canı işte tam şuranda borç bilirim Yaşasak bir kuyu büyüyecek bizimle Kedinin ısıttığı demir demirin ısıttığı kedi Herkes bir parça koparılmışken kendinden Vergilerden payına bedenim düşer Ülkem sırtımda yaslandım ağır ağır Kestirmede duran avcılara selam olsun Saklı dallarında duran bütün kuşlarına Sessizliğine dingin süvarilerin Ağzı konuşan bütün kötüler kahrolsun Ali YILDIZ  BİRNOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 219. SAYI

2.324,70

                                                               Kübra'ya Gözlerin aşkı barındırır Yaz soğuk geceleri Orta doğuda bir çocuk pıt diye ölür Yaşamak zoruna gidiyor Eskiden eşkıyalar olurmuş alıp başını dağa Şimdi gözlerim görmüyor, tutmuyor ellerin Peşinde üç yüz yıllık haydutlar Çadırların yıkılmış unutulmuş saçların örgüsü Vakit dar: günler uzun aylar kara yıllar bitiyor. Sebepleri var bugün doğanların Kendine anlatamadığın kurdun kuşun hikayesi Zamların oluyor kredilerin yıkılmış devletlerin Irmakların akıyor öyle susuz öyle çağlayan Büsbütün yanlışların içinde babama bir şiir yazsam İşler paslı bıçak göğerir dalında kuşlar Şimdi bu şiiri usulca yüzüne okusam Tanır tanrısını her başak Ellerin ellerimde bütün yaz böyle geçmişti Evlendik çocuklarımız oldu garip Açıklarsan kendini bütün sorular cev...

TOPARLANMAK ÇELER AKLINI GİTMEK SANIRSIN

1 Yorgunum payıma düşeni alarak roman okuyarak geçiştirdiğim günler terlemekten usanmış bir avuç omuz seninle konuşmak için sebeplerim var Örneğin krallarca bağışlanmaz sıkıntısı fillerin Savaşların bitmesini sağlayan çoluk çocuk sesleri çok ötede duyulmaya başlasa artık vazolarda nilüfer kesilse aniden demokrasi özgürlüğe kavuşsan keman sesleri meydanlarda olmaması gereken işporta seni alsalar da yar koysalar yanıma Yorgunum bütün dünyayı düşünmekten alıkoyulmuş bana bıçkı sana tırpan uzatan çağ dansa kalsa hepimiz çok mutluyuz çünkü söylemek için türküler yok artık bu yüzden piyasalara nefret sunarken kılıç olsa kesilecek baş onaracak ferman bulunur 2 Zor olur bazı sabahlar kalbinin eğleştiği sırtında halbuki böylece gitmek az ötede durur çok işçi çok yorgunluk arasında migrenler yanaşılmaz çöl akla gelmesin diye aşk didinir göğsünde topal bir küheylan 3 Şimdi çıkar başını kolların arasından ağlamak için fırsat bekleme nasıl tükenmek için bekl...

ÖLÜMDÜR BALKONA ÇIKARSIN BAZI

Sesimde yeni bir başlangıç susmak için süremin dolduğunu haber verir gibi boynumda kolye olmayan yıllar sınırlar ötesi durakladığım mesai bana başımı kaldırmamı öğret birkaç kelime bozguna uğratmayan İnsanım tamir edilesi zor avuntu kervanlarıma ters düşmüş köprüler daha arkamı dönmeden kapatılan kapı belli ki yuhlanmışım kimi zaman sırtımı olsun patronlardan kurtar Çünkü aklımdan yenilmiş halklar geçer bir tren yük olur geçer omuzlarından sen hiçbir yanılgıya benzemeyen büyük umut belimde kanamaya davet edildiğim şadırvan yanlış söyledimse affet artık yaşadığım dünya adında bu mağara seslen bana kulaklarımı kör et Kılıç düşünce silah olan kalkan bitince ölüm başlayınca hayat bacakların uzvetmez haine dönüşür alıp gidesin gelir gidemediğin günleri bu bedeni siper olmaktan çıkar avut içimde konuşmaktan zature olan mermeri Ali Yıldız Birnokta Edebiyat Dergisi 178. Sayı

KAFAMDA KERVAN TAŞIMAZ SORULAR ASGARİ ÜCRET

biraz ergin günçe okusan anlardın beni oturduğumuz yağmur dışlandığımız iskele yevmiyem çok az ve bütün ekmek yiyoruz bunları düşünüyorum karşımda kasım tepe alnın pazar yeri gibi dağılmış çıkmış değil henüz hüzünler hurdaya akşam olur sloganlar gelip gider üstündekileri bırak tel örgüler paylaşsın yıpranmış bir hafta sonundan sonra hiç adalet getirmemiş bir padişah gibisin televizyona bakma bu kadar bakma yenilmek için balkonda mısın dirseğim soğuk mermer dayanışması ergin günçe anlardın okusan beni biraz kuşlar geldikleri yerden geldikleri yere gittiler konuşmak için vaktimiz az yürüyoruz çaktırma fakat işsizlik aşkla gövermiyor muhakkak ki üzülmeni hiç istemem tezcanlı bir ikindi yağmurundan sonra bütün kapı kolları kırık olan taşrada hiç savrulmamış bir tekme kadar temkinli Ali Yıldız Hırka 5. Sayı

BU İŞLER BÖYLE OLMAYACAK

Yaz çılgın sancılarla başardı bu yıl Güzel bir Akdeniz hayaliyle incinmiş Savaşlarda yorgun adını arıyorsun Fillerin ilken dolaşıyor ormanlarda Biraz şarkılar yarına elin cebinde biraz Sayısız kere burduğun şu ağız Kenar mahallede bıraktığın gülüş Bize güzel şeyler hatırlatır Çok yüzyıldır sönük duran lüküs Bin dolara dişler sıktıran düzen Öyle polisiye ki seni sevmek Böyle olmayacak bu işler Burdan gitsem yolu bulmalıyım Köprüler geçmene izin etmemişler Az ötede gözlerini akşamüstü sıkarken Şoförün eve ekmek kavuşması Şampiyon fişekleri meydanlar Gel bu aşk duraklansın Deliler teneke vurur düşünmeden Dünya yamulmuş bir tepsi Hatıra fotoğrafı filan çekilmedin Halayına kimse katılmamış Baktın çözülür diye bütün düğünlerin Ali Yıldız Aşkar 36. Sayı

BİR DUVAR DURMADAN HEP YIKILSIN

Üstün başın dağınık toparlan belki bu ses çok yakınımızdadır akşam minibüsleri bu saatlerde gelir şehri terk et diyorum kendime Bilmem belki de her kişi bir yolun durağıdır elinde şarapnel parçaları ve 21. Yüzyıl öyle bakma bana ne olur fırsatını bulunca hemen koşacağım Mesai saatlerini ve trafik ışıklarını terk et diyorum gittiğimiz yerde bekliyor cesaret bizi kendi kendime dalmışım elleri ceplerdedir seyyar sermayelerin bazı meşaleler daha güzeldir Ne desem eksik olacak gibi hep belki de biraz türkü yetecek bazen dedim en iyisi çok güzel bir vapura bin öyle utanıyoruz ki kendimizden Ali Yıldız

YAĞMUR SEYREDİYORUM

Bırak o rüzgârı elinden seni bir şey kurarken yürüyorum şimdi çaycılara ve birtakım caddelere doğru şarkılarım büyük söylenmiş Pirinç ekmiş eller hasat etmişsin salonlarda kıymış memur bizi masrafsız bir gün geçmiyor artık canımı zorluyor bugünlerde mesai Küçük ayakların koca tartılara uğramış orda sözlerim üzgün ısmarlamaktan kalbi olan yalnız kalmış derdi olana artık hüseynidir ne yapsan Yeniksin çünkü şaşkın yürüyorsun iş sana kalsa hüznü de aldıracaksın bir sigara yaptığında sabah için bir iskemle çekilmiş gibi hayata   seni ters köşeye yatırmışlar olsun Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

PAZARÖRTESİ

Hazırlan kardeşim gidiyoruz mevsim fark etmez demedim mi sana fark etmez azalan faiz sessiz gözyaşı çünkü bazıları yalandan kahkaha bazı kediler oldukça umursamaz Tut ki dalından kopardın ayvayı üzüldün kâh kâh serçeler güldü Ey içim ters giyilmiş görünmez bir kazaksın İskeleden kaçan vapurlarla en iyisi çiçek alıp uzaklaşmak beyaz bir gömlek kan lekesiz bir parça ekmek yeter yaşlanmaya iğne iplik iğne iplik gönlümüzü gökyüzüne diksek ya Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

SANIRIM YAZA HAZIRIM

Sesi insanın sertleşiyor boğazında kaldıkça Anladım ve semsert lokma geç yirmimler oluyor bana Bu bekârlıklar, boşlukları bu örtmekte kullanılan boşluklar Bir eğitim geceleri oluyor canı çekilmiş adamlara benzeyen Mermer bana perdeler ve şuramdaki boğuntu. İşte kral kusan tahtlarıyla kentimiz:                         Kıyıları taşlaşmış / binaları gelişmiş İşte sularımız musluklu, saçlarımız bari kuşansa kuşlar çünkü atalarımız ta orta asyalardan gelmiş suratımız belki de tatarsız bir kararlık ve yürek buruk kavuştay. Altyapısı öte yandan taş duvarlı avludur Aşk duyunca kırk çeşmeli şadırvanları başlar. Bilsen bir bambaşka simetriyi ekler parmakuçlara Aklımız şarkılar balkan, yanmış demetlerle çiçekler Köşede  mülkiyet kuramları, açkarnaçaylar ve buruntusu midenin Ulan varoşun sürpriz römorklu hurdacı motorları Allah her bahar adamı ...

Devam Ediyoruz

arkamda üzüntüme dair belli bir delil bırakmadım, çözmüyorum da bu çağı artık, çözmüyorum dursun düğüm düğüm çağ, toparlamıyorum da dağılsın, kalsın kimin üstüne kalacaksa ben nasılsa onu yakalıyorum kendime bakınca, balkonu daha gövdesinden ayrılmamış, boşlukta öylece bizi bekleyen, henüz kurulmamış bir evi, bir ev ki, düşün, yüzüme çarpar yüzün sürekli, bir ev ki, düşün, faturalar bile ödenir aşkla eskidendi, taşı sıksam, şiiri akıyordu sanki, uyanıyordum, tüm türkiye yüzünü yıkıyordu, patrona diyordum içimden, zalime içimden, hayır hayır, insan tek sevdiğine konuşmalıdır içinden, en içinden. giydim sıkıntı denilen o yakışıksız ama verimli gömleği, biliyorum sever herkes buralarda vapura yetişmeyi, hiç dilenci görmeden eve dönmek iyidir, iyidir bir şiiri yüzüne söyler gibi bitirmek: sen bu ağrımı şimdi al, al sende devam etsin Orkun Elmacıgil İtibar 31. Sayı Nisan 2014