Kayıtlar

Şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

CAN PAZARI

Büyük yorgunluk sürüyor Yamaçlardan aşağıya büyük dalgınlığımız Hatırladığım son şarkı yerini bir yokuşa bırakıyor Arkadaşlarım dağınık ve semtler kimsesiz Uzuyor karşı kıyılar. Sularım çekiliyor Eğilip toprağa gökyüzünü fısıldarken Şöyle diyorum: Boşlukları örten örtülerdin her kış başı Başaklara koşardın kana kana içilecek senken Bütün bu olanların içinde Birdenbire bize seslenecektin. Bütün birdenbire olanlar iyidir. Sen iyisindir Sesinde parlayan hançer. Sinende taze bahar Bütün bekleyenler bizi bilir Bütün bekleyenler için bir şiir mutlaka vardır Çatlayacaksa gayriihtiyari şu damar Kıyılacaksa candır öpülüp başa koyulan Yaşanacaksa bir adı vardır aşkın Bir kuş yüreğinde patlayınca, konuşunca ölüm Bizi hatırlarsan Ateşin başında ya da sımsıcak akşamında bir çöl Meydana düşmemişken, sıyırmamışken aklını Ben sana bütün uçurumları armağan ediyorum gülerek Tutup eğliyorum kervanları: yirmi birinci yüzyıl Ve haykırışların birikse de boğazında Köprüler yıkılsa da aninden Ben sana geliyor...

SAR SİYAH ŞALI DÜŞ YOLA

Fatih Kınalı’ya Conte de L’Incroyable amour - 1991 Yokmuş gibi harcayacaksın elindeki son şarjörü Yokmuş da orada açıyormuş gibi bir leylâk  Acem ve kadınları yürüyorken yalınayak  Gözlerin önünde konuşur gibi bir yanardağ  Şeritler geçiyor üstümüzden, otobüs durakları, sirenler  Elâ gözlü bir yar geçiyor yar üstüne, oradan dönmek olur Ak gerdanı upuzun gece sökülmüş bir ucundan Oradan tutmak olur, düşmek peşine, sürüleri çevirmek  Yüzyıldır küfleniyor ve kılıçlar, öfkelerin gül gül dökülüyor  Saraylarda üşüyensin, kral gömen halklarsın Törenlerin sevdasız geçilmez, kalelerin yakılmaz  Türlü savaşlar geçmiş başından  Bir sancıyı genişlettiğin doğru  Şu sınırı kilitleyesi, bu kapıyı açasın gelir  Üşüyesin gelir, yanasın  Bu biriken yaraları çekip gidesin gelir  Zırhını savurup tam sıvışacakken çiçeklerin solası Dünya kavuştuğun yer kadardır  Sar siyah şalları düşelim yola  Dişlerin sıkılması elbet bir gün bitecek ...

ŞAİR KENDİNİ SAVUNUYOR

Bir tomardı açtı ömrünün çiçeği türkülerden ısmarlama akşamlar yaşarken  veyahut sınırları henüz çizilmemiş kalbin ilk aşkını unuttuğundan beri süregeldi  kapı ayna içinde ayna kapı içinde Seni dinlemekten yapıldı bütün saraylar  oysa kimsenin işi yoktu şu köhne dünyada  köhne dünya: pazartesiler ve pazarlar yumruğu bense seni yiğit bir mızrak ölümden dönen  vurduğunda örse körelten kılıçlarınla sevdim  şimdi unutmak için bir şiir bir atlet bir gereç hazırda bekleyen yırtık umutlar birkaç kötü köşe yazarı iktidar belledim çamur sıvadım tuğla ısıttım ağrıların için  kimse dedim içimden çevirip yolumu eklemedi sırtına bense yanıma maaşımdan kalan üç beş cep harçlığı bir nikah davetli misafirler cenazeler asker uğurlamaları balkonda...  Durmak bir savaşı ilan eden en büyük sebepken kaçmak susmak oluyordu istemeden susmak ölmek  bütün icatlarını tamamlamış karnın tok gelenler gitmiş döşek kıvrılacak et bulamamış bu gece odalarda Neden hep böyle o...

DURUMLAR BÖYLE

Ben böyle bilmedim böyle yaşadım Dağlarım olmadığı için tüfeğe hasret Toparlanmadığım için geri döndüm Bu yol başı bu heyûlâ bu katran Durup bu kendine seslenecektin İğdiş canı çekiliyor sessizce bekârların Toynakları gümbürtülü yürüyor bazı sabah Tellerde çamaşırları gün boyu kuruyarak Faizlerle ölümler artarak çoğalıyor Ben böyle bilmedim Bir baharsa onu kucaklayıp Bir antlaşmaysa sevmek bütün uçurumlara Sırtında taşınır aşk; anons edilir, süre verilir Devam edilir Bırak şehrin sıkıntısı uğuldasın yüreğinde Boğazına dursun yediğin lokma Vergilerin çoğalsın surların yıkılsın Çınlamasın yüreğindeki mızrap Kim bilir beklediğin kervanları gelecek Ali YILDIZ BİR NOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 221. SAYI

İÇERDE KIRMAK YOK

Şenliklerle kutlandım Beni şehre ama çiçeklere davet etmediler Elde alet, elde edevat, elde can kırıkları Boşlukları paydosların, yüreğinde esmer diyeşet Farz et ki bir sümbülsün öylesine sürekli Seni yüz deve aklımda tutmuşum Nehirler gürlemiş, kervanlar kavuşmuş Çalgılar çalarmış ilk gençliğin İnsan yalnız bir kervansarayken yürürken Sözü verilmiş ama gelin edilmemiş neşeden Bugüne baharlar kaldı ikindiler tatil planları Bu canı işte tam şuranda borç bilirim Yaşasak bir kuyu büyüyecek bizimle Kedinin ısıttığı demir demirin ısıttığı kedi Herkes bir parça koparılmışken kendinden Vergilerden payına bedenim düşer Ülkem sırtımda yaslandım ağır ağır Kestirmede duran avcılara selam olsun Saklı dallarında duran bütün kuşlarına Sessizliğine dingin süvarilerin Ağzı konuşan bütün kötüler kahrolsun Ali YILDIZ  BİRNOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 219. SAYI

2.324,70

                                                               Kübra'ya Gözlerin aşkı barındırır Yaz soğuk geceleri Orta doğuda bir çocuk pıt diye ölür Yaşamak zoruna gidiyor Eskiden eşkıyalar olurmuş alıp başını dağa Şimdi gözlerim görmüyor, tutmuyor ellerin Peşinde üç yüz yıllık haydutlar Çadırların yıkılmış unutulmuş saçların örgüsü Vakit dar: günler uzun aylar kara yıllar bitiyor. Sebepleri var bugün doğanların Kendine anlatamadığın kurdun kuşun hikayesi Zamların oluyor kredilerin yıkılmış devletlerin Irmakların akıyor öyle susuz öyle çağlayan Büsbütün yanlışların içinde babama bir şiir yazsam İşler paslı bıçak göğerir dalında kuşlar Şimdi bu şiiri usulca yüzüne okusam Tanır tanrısını her başak Ellerin ellerimde bütün yaz böyle geçmişti Evlendik çocuklarımız oldu garip Açıklarsan kendini bütün sorular cev...

ACEMİ BİRLİĞİ

Sevincine ortak olamadım bağışla tertipsiz yakalandım düzensiz kıyafetler öyle istedim öyle istedim ki söküğü ben dikeyim süreyim atı güneşli uzun güneylere Birikmemiş biraz param var yeterse eskimiş bir yarayı yatağında uyandırmayan şirketleri yıkan bankaları batıran bize hendek atlatmayan atı neyleyim Sırf lunaparklar açılsın diye bu yaz rastgele büyük kentlerden geçsem elimde davul sirkini boşlamış bir fil gibi güleç bulduğumu düşürünce seni bulmam bundan Kınından bağışla çıkan bu handikaplı hançeri biliyorsun faydasız gölgeli yollardan geçmek ağaçlara bakıyorum da kendini anlatan bu kamburu taşımaktan hiç utanmamış hiç tasarlanmamış ağustoslar gibi sürecek akşam sefaları sefaletler -''Sana söz yine baharlar gelecek'' Ali YILDIZ  Ayarsız Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi 1. SAYI

MÜPTEZEL

hatırı sayılır biri değilsin paramparça edilmiş bir kavga sonrasında ağzın burnun dikiş tutmuyor kalkan kayıp kılıç ağır varsa öyle beyaz tüllü bir sabah ben de yaşamak isterim ben de yaşamak isterim ormanları neşesi unutulmuş kadınların en mahrem yerleri ağzına dadanmış gitmese bekleyen yok güneş altında alnı her pazartesi karışmaktan yorgun bileklerindeki sır hesaplardaki kan bu bankalar karanlığımı kilitleyen şu gök bir şeyler olmalı bana anlatmak istediğin kollarını gözleriyle takas eden kölelerin bağışıklık kazandırdığı altın aklından fırlatamadığın lacivert şapka çadırlarda uyumalısın fırtına ve sana kolları gibi susan çöl Ali Yıldız  Birnokta Edebiyat Dergisi 193. Sayı

TOPARLANMAK ÇELER AKLINI GİTMEK SANIRSIN

1 Yorgunum payıma düşeni alarak roman okuyarak geçiştirdiğim günler terlemekten usanmış bir avuç omuz seninle konuşmak için sebeplerim var Örneğin krallarca bağışlanmaz sıkıntısı fillerin Savaşların bitmesini sağlayan çoluk çocuk sesleri çok ötede duyulmaya başlasa artık vazolarda nilüfer kesilse aniden demokrasi özgürlüğe kavuşsan keman sesleri meydanlarda olmaması gereken işporta seni alsalar da yar koysalar yanıma Yorgunum bütün dünyayı düşünmekten alıkoyulmuş bana bıçkı sana tırpan uzatan çağ dansa kalsa hepimiz çok mutluyuz çünkü söylemek için türküler yok artık bu yüzden piyasalara nefret sunarken kılıç olsa kesilecek baş onaracak ferman bulunur 2 Zor olur bazı sabahlar kalbinin eğleştiği sırtında halbuki böylece gitmek az ötede durur çok işçi çok yorgunluk arasında migrenler yanaşılmaz çöl akla gelmesin diye aşk didinir göğsünde topal bir küheylan 3 Şimdi çıkar başını kolların arasından ağlamak için fırsat bekleme nasıl tükenmek için bekl...

ÜÇ BUÇUKTA ÇAYCIDA

lan çok hüzünlüyüm yamulmuş bakır tencereler gibi bu aşktan kasılmalar aşkına biz galiba yanlış adamlarız Cemal her şarkıyı sevindiği kadar alkışlayan zirveleri yüzümüz çok çeşitli sıradağları anlatır örneğin Fas civarında niçin ud çaldığını bilmeyen biri arkamızda kaç küsür yıldır bıraktığımız menekşeler sıkıldığımız günlere alkışlarla çay getiren ey bana mızrak ey sana gökleri sevdiren hayat bağışla üç kişilik sofrada tek kişilik oturduğumuz için kulaklarımda çın çın çanlıyor devletlerin       çok merdivenli                     kuyuları kalbini boşluklarla doldurmanın paydosu ama kurtuluyoruz ayaklarımızdan koşmaya başlayınca yangınlariçre bu sulak beden birdenbire sönüyor dönüyor dilimdeki yara krallara merhem paylaşıyoruz bak içimizde çakıl taşları varoşlar kötü bir futbol maçından arta kalan Ali Yıldız Birnokta...

ÖLÜMDÜR BALKONA ÇIKARSIN BAZI

Sesimde yeni bir başlangıç susmak için süremin dolduğunu haber verir gibi boynumda kolye olmayan yıllar sınırlar ötesi durakladığım mesai bana başımı kaldırmamı öğret birkaç kelime bozguna uğratmayan İnsanım tamir edilesi zor avuntu kervanlarıma ters düşmüş köprüler daha arkamı dönmeden kapatılan kapı belli ki yuhlanmışım kimi zaman sırtımı olsun patronlardan kurtar Çünkü aklımdan yenilmiş halklar geçer bir tren yük olur geçer omuzlarından sen hiçbir yanılgıya benzemeyen büyük umut belimde kanamaya davet edildiğim şadırvan yanlış söyledimse affet artık yaşadığım dünya adında bu mağara seslen bana kulaklarımı kör et Kılıç düşünce silah olan kalkan bitince ölüm başlayınca hayat bacakların uzvetmez haine dönüşür alıp gidesin gelir gidemediğin günleri bu bedeni siper olmaktan çıkar avut içimde konuşmaktan zature olan mermeri Ali Yıldız Birnokta Edebiyat Dergisi 178. Sayı

KAFAMDA KERVAN TAŞIMAZ SORULAR ASGARİ ÜCRET

biraz ergin günçe okusan anlardın beni oturduğumuz yağmur dışlandığımız iskele yevmiyem çok az ve bütün ekmek yiyoruz bunları düşünüyorum karşımda kasım tepe alnın pazar yeri gibi dağılmış çıkmış değil henüz hüzünler hurdaya akşam olur sloganlar gelip gider üstündekileri bırak tel örgüler paylaşsın yıpranmış bir hafta sonundan sonra hiç adalet getirmemiş bir padişah gibisin televizyona bakma bu kadar bakma yenilmek için balkonda mısın dirseğim soğuk mermer dayanışması ergin günçe anlardın okusan beni biraz kuşlar geldikleri yerden geldikleri yere gittiler konuşmak için vaktimiz az yürüyoruz çaktırma fakat işsizlik aşkla gövermiyor muhakkak ki üzülmeni hiç istemem tezcanlı bir ikindi yağmurundan sonra bütün kapı kolları kırık olan taşrada hiç savrulmamış bir tekme kadar temkinli Ali Yıldız Hırka 5. Sayı

BU İŞLER BÖYLE OLMAYACAK

Yaz çılgın sancılarla başardı bu yıl Güzel bir Akdeniz hayaliyle incinmiş Savaşlarda yorgun adını arıyorsun Fillerin ilken dolaşıyor ormanlarda Biraz şarkılar yarına elin cebinde biraz Sayısız kere burduğun şu ağız Kenar mahallede bıraktığın gülüş Bize güzel şeyler hatırlatır Çok yüzyıldır sönük duran lüküs Bin dolara dişler sıktıran düzen Öyle polisiye ki seni sevmek Böyle olmayacak bu işler Burdan gitsem yolu bulmalıyım Köprüler geçmene izin etmemişler Az ötede gözlerini akşamüstü sıkarken Şoförün eve ekmek kavuşması Şampiyon fişekleri meydanlar Gel bu aşk duraklansın Deliler teneke vurur düşünmeden Dünya yamulmuş bir tepsi Hatıra fotoğrafı filan çekilmedin Halayına kimse katılmamış Baktın çözülür diye bütün düğünlerin Ali Yıldız Aşkar 36. Sayı

BENİ BİR BAYRAK GİBİ NEREYE DİKMİŞLER

Bir şey anlatmak istemiyorum çünkü güzel balkonlara çiçek açtın yaz bitti ve sonraki ekim geldi iyi bir şarkı duyunca bu aniden oluverir  nedendir hüzünleniyorum Düştü sevdan onu göğe eğildin Anlatmak istemiyorum bir şey sofraya çok karanlık buyur ettiler ölümdü çabuktu sanki yaza yaklaşan yüzündeki verimsiz desenleri bugünlük boş ver Dargın geçeklerden atlamışsın atlaslara                   yanlış ceketler sevinip çıkmışsın                               devletine değmemiş kanser Hayret bize neden bu kadar çok benziyorsun şarkının sesi aç biraz kahrolduğunu duvarlara çarptır uzak kederli uykulardan uyan çünkü banka mahsul vermez Eskimiş kaslarıyla ülken            bari bir bilgenin bize gözlerini anlatsaydı Güzel şeyleri yazınız bu sizin en güzel yazınız Ali Yıldız Yedi İklim 308. Sayı Kasım 2015

bugünlerde böyleyim

ince kitaplar gibi azaldığını hissettikçe günlerin biliyor gibi yapıyorum aşkı anlamak için işte şuram bir padişah gibi yalnız kimse inan bana artık masal dinlemiyor yorgan üzerimde düşüyor susuyor gibi bir kral içinde yanık yağlar patlamamış bir el bombası yaklaşıyor bahar ve nişan artık alma inan bana marşlar başkaları için söyleniyor ama gücenme kalbi de şaşırır insanların bazen yıkılmamış bir köy kahvesi meydanda ağaçlar evet nedense yine dilinde dokunaklı bir türkü yıkılsan da şartlar böyle daha eşit avuçlarında kısacık ömrün tütün içerken ilk maaşınla yola çık Ali Yıldız Hırka 4. Sayı Ağustos 2015

SEVGİLİ ÜLKEM

Bizi doyurmaktasın Ali Yıldız

BİR DUVAR DURMADAN HEP YIKILSIN

Üstün başın dağınık toparlan belki bu ses çok yakınımızdadır akşam minibüsleri bu saatlerde gelir şehri terk et diyorum kendime Bilmem belki de her kişi bir yolun durağıdır elinde şarapnel parçaları ve 21. Yüzyıl öyle bakma bana ne olur fırsatını bulunca hemen koşacağım Mesai saatlerini ve trafik ışıklarını terk et diyorum gittiğimiz yerde bekliyor cesaret bizi kendi kendime dalmışım elleri ceplerdedir seyyar sermayelerin bazı meşaleler daha güzeldir Ne desem eksik olacak gibi hep belki de biraz türkü yetecek bazen dedim en iyisi çok güzel bir vapura bin öyle utanıyoruz ki kendimizden Ali Yıldız

YAĞMUR SEYREDİYORUM

Bırak o rüzgârı elinden seni bir şey kurarken yürüyorum şimdi çaycılara ve birtakım caddelere doğru şarkılarım büyük söylenmiş Pirinç ekmiş eller hasat etmişsin salonlarda kıymış memur bizi masrafsız bir gün geçmiyor artık canımı zorluyor bugünlerde mesai Küçük ayakların koca tartılara uğramış orda sözlerim üzgün ısmarlamaktan kalbi olan yalnız kalmış derdi olana artık hüseynidir ne yapsan Yeniksin çünkü şaşkın yürüyorsun iş sana kalsa hüznü de aldıracaksın bir sigara yaptığında sabah için bir iskemle çekilmiş gibi hayata   seni ters köşeye yatırmışlar olsun Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

PAZARÖRTESİ

Hazırlan kardeşim gidiyoruz mevsim fark etmez demedim mi sana fark etmez azalan faiz sessiz gözyaşı çünkü bazıları yalandan kahkaha bazı kediler oldukça umursamaz Tut ki dalından kopardın ayvayı üzüldün kâh kâh serçeler güldü Ey içim ters giyilmiş görünmez bir kazaksın İskeleden kaçan vapurlarla en iyisi çiçek alıp uzaklaşmak beyaz bir gömlek kan lekesiz bir parça ekmek yeter yaşlanmaya iğne iplik iğne iplik gönlümüzü gökyüzüne diksek ya Ali Yıldız YEDİ İKLİM 293. SAYI AĞUSTOS 2014

SANIRIM YAZA HAZIRIM

Sesi insanın sertleşiyor boğazında kaldıkça Anladım ve semsert lokma geç yirmimler oluyor bana Bu bekârlıklar, boşlukları bu örtmekte kullanılan boşluklar Bir eğitim geceleri oluyor canı çekilmiş adamlara benzeyen Mermer bana perdeler ve şuramdaki boğuntu. İşte kral kusan tahtlarıyla kentimiz:                         Kıyıları taşlaşmış / binaları gelişmiş İşte sularımız musluklu, saçlarımız bari kuşansa kuşlar çünkü atalarımız ta orta asyalardan gelmiş suratımız belki de tatarsız bir kararlık ve yürek buruk kavuştay. Altyapısı öte yandan taş duvarlı avludur Aşk duyunca kırk çeşmeli şadırvanları başlar. Bilsen bir bambaşka simetriyi ekler parmakuçlara Aklımız şarkılar balkan, yanmış demetlerle çiçekler Köşede  mülkiyet kuramları, açkarnaçaylar ve buruntusu midenin Ulan varoşun sürpriz römorklu hurdacı motorları Allah her bahar adamı ...