Kayıtlar

CAN PAZARI

Büyük yorgunluk sürüyor Yamaçlardan aşağıya büyük dalgınlığımız Hatırladığım son şarkı yerini bir yokuşa bırakıyor Arkadaşlarım dağınık ve semtler kimsesiz Uzuyor karşı kıyılar. Sularım çekiliyor Eğilip toprağa gökyüzünü fısıldarken Şöyle diyorum: Boşlukları örten örtülerdin her kış başı Başaklara koşardın kana kana içilecek senken Bütün bu olanların içinde Birdenbire bize seslenecektin. Bütün birdenbire olanlar iyidir. Sen iyisindir Sesinde parlayan hançer. Sinende taze bahar Bütün bekleyenler bizi bilir Bütün bekleyenler için bir şiir mutlaka vardır Çatlayacaksa gayriihtiyari şu damar Kıyılacaksa candır öpülüp başa koyulan Yaşanacaksa bir adı vardır aşkın Bir kuş yüreğinde patlayınca, konuşunca ölüm Bizi hatırlarsan Ateşin başında ya da sımsıcak akşamında bir çöl Meydana düşmemişken, sıyırmamışken aklını Ben sana bütün uçurumları armağan ediyorum gülerek Tutup eğliyorum kervanları: yirmi birinci yüzyıl Ve haykırışların birikse de boğazında Köprüler yıkılsa da aninden Ben sana geliyor...

AĞZIM DOLUSU ISLIKLA SERVİLER ARARKEN

  Her şeyin farkındayız Reklamların, çıbanların ve iklim değişikliğinin Kıyılmış çocukların, barut kokusunun Siperde yalnız kalmak kulağa hoş gelse de Kaç yüz yıldır kaybediyoruz gel istedim Kendi dışımıza gömüldüğümüz bu çağda Gürlüyorsa içindeki sıkıntının aritmetiği Anlat bu yangın yeri bu başına gelenleri Ölüm bütün şehirlerde aynı yerdedir Kafkasya’da örneğin kahverengi surlar Yanı başında başı olmayan ırmaklar Son şiir, son rica, son bir ilk bakış tenhada Uykularından kayıp kayıp gidiyor bahçeleri portakal Sen son sağanak, tek çıkış; yoruluyorum sana uyanmakta Eşelediğim şu kaya parçasında geceleri say ki gündüz Her şeyin çıkılamaz eğimi, buradan dönmek olmaz Nasıl bıraktınsa öyle bul Nasıl şaşkınsa şairin gözleri ay ışığına Böyle devam et Devam et çünkü Gümbür gümbür gelişiyor ordular sabaha Bir adım iki adım yüz bin adım seferden dönmek için Kangrenle umutların çözülmesine yarım adım Sürgün ulaştığında boş kalan meydanlara    ...

SAR SİYAH ŞALI DÜŞ YOLA

Fatih Kınalı’ya Conte de L’Incroyable amour - 1991 Yokmuş gibi harcayacaksın elindeki son şarjörü Yokmuş da orada açıyormuş gibi bir leylâk  Acem ve kadınları yürüyorken yalınayak  Gözlerin önünde konuşur gibi bir yanardağ  Şeritler geçiyor üstümüzden, otobüs durakları, sirenler  Elâ gözlü bir yar geçiyor yar üstüne, oradan dönmek olur Ak gerdanı upuzun gece sökülmüş bir ucundan Oradan tutmak olur, düşmek peşine, sürüleri çevirmek  Yüzyıldır küfleniyor ve kılıçlar, öfkelerin gül gül dökülüyor  Saraylarda üşüyensin, kral gömen halklarsın Törenlerin sevdasız geçilmez, kalelerin yakılmaz  Türlü savaşlar geçmiş başından  Bir sancıyı genişlettiğin doğru  Şu sınırı kilitleyesi, bu kapıyı açasın gelir  Üşüyesin gelir, yanasın  Bu biriken yaraları çekip gidesin gelir  Zırhını savurup tam sıvışacakken çiçeklerin solası Dünya kavuştuğun yer kadardır  Sar siyah şalları düşelim yola  Dişlerin sıkılması elbet bir gün bitecek ...

BÜYÜK DÜŞEN KAZANIR

  Tüfeğim yok ve yalnızım. Barutu doldurdum Su taşıdım durduk yere ırmaklardan, taşları kaldırım saydım Ceketimi giymeden, çiçeğe selam vermeden, düşünmeden açları Kervan bekledim. Arkadaşlar edindim şarkılarda hicaz Şiir okudum suratlarına, atlarına bindim, çiçekleri suladım Bir gök tanıştırmak için hepimizin avlusunda Bazı arabesk şarkılar dinledin Bir kızı en olmadık tenhada Kollarında bileklikler Haylazlıklar, ilk gençlik yılları, 2009’lar Kayda değer, slow ve karanlık gözlerinde aydınlık bir gülüş Yağmur kuyu yağıyor, adını unutup kan susan saatler Bazı şarkılar arabesk dinledim Gece törpüledim. İçinde kadınlar ve çocukların aktığı Taksim olmadı. Ölmedim. Ama taksitler öteledim Şiir yazdım savaştan dönen zeybeğine Trabzon’a inandım. Savaşlara ve kanın akmasına Sustum. Seçimlere kanmadım: Gloria Levy. Ben susan portakal Sen kavmin rahme dönüşü Konuştum. Bazı böceklerle açıkladım Ömer’i Düştü, kaldırdım. Çıplaktı, giydirdin. Güneşin bilediği tırpan G...

ŞAİR KENDİNİ SAVUNUYOR

Bir tomardı açtı ömrünün çiçeği türkülerden ısmarlama akşamlar yaşarken  veyahut sınırları henüz çizilmemiş kalbin ilk aşkını unuttuğundan beri süregeldi  kapı ayna içinde ayna kapı içinde Seni dinlemekten yapıldı bütün saraylar  oysa kimsenin işi yoktu şu köhne dünyada  köhne dünya: pazartesiler ve pazarlar yumruğu bense seni yiğit bir mızrak ölümden dönen  vurduğunda örse körelten kılıçlarınla sevdim  şimdi unutmak için bir şiir bir atlet bir gereç hazırda bekleyen yırtık umutlar birkaç kötü köşe yazarı iktidar belledim çamur sıvadım tuğla ısıttım ağrıların için  kimse dedim içimden çevirip yolumu eklemedi sırtına bense yanıma maaşımdan kalan üç beş cep harçlığı bir nikah davetli misafirler cenazeler asker uğurlamaları balkonda...  Durmak bir savaşı ilan eden en büyük sebepken kaçmak susmak oluyordu istemeden susmak ölmek  bütün icatlarını tamamlamış karnın tok gelenler gitmiş döşek kıvrılacak et bulamamış bu gece odalarda Neden hep böyle o...

DURUMLAR BÖYLE

Ben böyle bilmedim böyle yaşadım Dağlarım olmadığı için tüfeğe hasret Toparlanmadığım için geri döndüm Bu yol başı bu heyûlâ bu katran Durup bu kendine seslenecektin İğdiş canı çekiliyor sessizce bekârların Toynakları gümbürtülü yürüyor bazı sabah Tellerde çamaşırları gün boyu kuruyarak Faizlerle ölümler artarak çoğalıyor Ben böyle bilmedim Bir baharsa onu kucaklayıp Bir antlaşmaysa sevmek bütün uçurumlara Sırtında taşınır aşk; anons edilir, süre verilir Devam edilir Bırak şehrin sıkıntısı uğuldasın yüreğinde Boğazına dursun yediğin lokma Vergilerin çoğalsın surların yıkılsın Çınlamasın yüreğindeki mızrap Kim bilir beklediğin kervanları gelecek Ali YILDIZ BİR NOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 221. SAYI

YAŞAMAK İÇİN AVANS

Gömleğimi değiştiriyorum Şimdi şaşılası bir vapurla katılıyorum hayata Sular akıyor Çatlamış karınlardan  Oğul verme dönemindeyim Saçlarım seyrek ve kahverengidir Vaktim soğuk Günler sonra yaşlanık Günlerce medyadan uzak Aktara, aile hekimine uğradım Işıklara çokça ışıklara bakardım Geceyle yenilerdim eskiyen yerlerimi Ümit Akgün  Varlık Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi Nisan 2020 1351. Sayı

İÇERDE KIRMAK YOK

Şenliklerle kutlandım Beni şehre ama çiçeklere davet etmediler Elde alet, elde edevat, elde can kırıkları Boşlukları paydosların, yüreğinde esmer diyeşet Farz et ki bir sümbülsün öylesine sürekli Seni yüz deve aklımda tutmuşum Nehirler gürlemiş, kervanlar kavuşmuş Çalgılar çalarmış ilk gençliğin İnsan yalnız bir kervansarayken yürürken Sözü verilmiş ama gelin edilmemiş neşeden Bugüne baharlar kaldı ikindiler tatil planları Bu canı işte tam şuranda borç bilirim Yaşasak bir kuyu büyüyecek bizimle Kedinin ısıttığı demir demirin ısıttığı kedi Herkes bir parça koparılmışken kendinden Vergilerden payına bedenim düşer Ülkem sırtımda yaslandım ağır ağır Kestirmede duran avcılara selam olsun Saklı dallarında duran bütün kuşlarına Sessizliğine dingin süvarilerin Ağzı konuşan bütün kötüler kahrolsun Ali YILDIZ  BİRNOKTA EDEBİYAT DERGİSİ 219. SAYI

2.324,70

                                                               Kübra'ya Gözlerin aşkı barındırır Yaz soğuk geceleri Orta doğuda bir çocuk pıt diye ölür Yaşamak zoruna gidiyor Eskiden eşkıyalar olurmuş alıp başını dağa Şimdi gözlerim görmüyor, tutmuyor ellerin Peşinde üç yüz yıllık haydutlar Çadırların yıkılmış unutulmuş saçların örgüsü Vakit dar: günler uzun aylar kara yıllar bitiyor. Sebepleri var bugün doğanların Kendine anlatamadığın kurdun kuşun hikayesi Zamların oluyor kredilerin yıkılmış devletlerin Irmakların akıyor öyle susuz öyle çağlayan Büsbütün yanlışların içinde babama bir şiir yazsam İşler paslı bıçak göğerir dalında kuşlar Şimdi bu şiiri usulca yüzüne okusam Tanır tanrısını her başak Ellerin ellerimde bütün yaz böyle geçmişti Evlendik çocuklarımız oldu garip Açıklarsan kendini bütün sorular cev...

ACEMİ BİRLİĞİ

Sevincine ortak olamadım bağışla tertipsiz yakalandım düzensiz kıyafetler öyle istedim öyle istedim ki söküğü ben dikeyim süreyim atı güneşli uzun güneylere Birikmemiş biraz param var yeterse eskimiş bir yarayı yatağında uyandırmayan şirketleri yıkan bankaları batıran bize hendek atlatmayan atı neyleyim Sırf lunaparklar açılsın diye bu yaz rastgele büyük kentlerden geçsem elimde davul sirkini boşlamış bir fil gibi güleç bulduğumu düşürünce seni bulmam bundan Kınından bağışla çıkan bu handikaplı hançeri biliyorsun faydasız gölgeli yollardan geçmek ağaçlara bakıyorum da kendini anlatan bu kamburu taşımaktan hiç utanmamış hiç tasarlanmamış ağustoslar gibi sürecek akşam sefaları sefaletler -''Sana söz yine baharlar gelecek'' Ali YILDIZ  Ayarsız Fikir, Kültür, Sanat ve Edebiyat Dergisi 1. SAYI

*¡Vuelve a la casa, a la canción, a tu corazón! ¡A la canción, a tu corazón, vuelve a la casa! ¡A tu corazón, vuelve a la casa, a la canción!

Resim
Kolombiya elendi. Kolombiya İngilizlere elendi. İngiltere'ye değil, bilhassa İngilizlere elendi. Klişedir mılişedir ama haklı olan yine haksızlığa boyun eğmek zorunda kaldı. Çünkü kötü bir hakem daha doğrusu tarafgir bir hakem oyunda ve Kolombiya futbolcuları üzerinde egemen oldu. Elbette Kolombiya iyi futbol oynamadı. Fakat İngiltere Milli Takımı da kötü futbol sergiledi. Maça Amerikalı hakemin seçilmesi, verdiği kötü ve yanlış kararlar, usanmadan kalesini koruyan Kolombiya savunması sömürü ilkelerine bağlı olan devletlere ve yönetimlere karşı halkları toplayıp, siperi ayakta tuttu. Nitekim Yerry Mina'nın son dakikada kafayla attığı gol neşe dolu Medellin sokaklarını, bahar çiçekleri ile bezeli insanların kötülere karşı söylemiş olduğu şarkıları kalplere doldurdu. Kalplere dolan sadece şarkılar mıydı? Böyle bir maçın Emperyalizm, Uyuşturucu Ticareti ve İç Karışıklıklara rağmen yaşama savaşı veren Kolombiyalıları anma fırsatı verdiği için Pakerman'ın takımını alkışlamak sad...

MÜPTEZEL

hatırı sayılır biri değilsin paramparça edilmiş bir kavga sonrasında ağzın burnun dikiş tutmuyor kalkan kayıp kılıç ağır varsa öyle beyaz tüllü bir sabah ben de yaşamak isterim ben de yaşamak isterim ormanları neşesi unutulmuş kadınların en mahrem yerleri ağzına dadanmış gitmese bekleyen yok güneş altında alnı her pazartesi karışmaktan yorgun bileklerindeki sır hesaplardaki kan bu bankalar karanlığımı kilitleyen şu gök bir şeyler olmalı bana anlatmak istediğin kollarını gözleriyle takas eden kölelerin bağışıklık kazandırdığı altın aklından fırlatamadığın lacivert şapka çadırlarda uyumalısın fırtına ve sana kolları gibi susan çöl Ali Yıldız  Birnokta Edebiyat Dergisi 193. Sayı

TOPARLANMAK ÇELER AKLINI GİTMEK SANIRSIN

1 Yorgunum payıma düşeni alarak roman okuyarak geçiştirdiğim günler terlemekten usanmış bir avuç omuz seninle konuşmak için sebeplerim var Örneğin krallarca bağışlanmaz sıkıntısı fillerin Savaşların bitmesini sağlayan çoluk çocuk sesleri çok ötede duyulmaya başlasa artık vazolarda nilüfer kesilse aniden demokrasi özgürlüğe kavuşsan keman sesleri meydanlarda olmaması gereken işporta seni alsalar da yar koysalar yanıma Yorgunum bütün dünyayı düşünmekten alıkoyulmuş bana bıçkı sana tırpan uzatan çağ dansa kalsa hepimiz çok mutluyuz çünkü söylemek için türküler yok artık bu yüzden piyasalara nefret sunarken kılıç olsa kesilecek baş onaracak ferman bulunur 2 Zor olur bazı sabahlar kalbinin eğleştiği sırtında halbuki böylece gitmek az ötede durur çok işçi çok yorgunluk arasında migrenler yanaşılmaz çöl akla gelmesin diye aşk didinir göğsünde topal bir küheylan 3 Şimdi çıkar başını kolların arasından ağlamak için fırsat bekleme nasıl tükenmek için bekl...

ÜÇ BUÇUKTA ÇAYCIDA

lan çok hüzünlüyüm yamulmuş bakır tencereler gibi bu aşktan kasılmalar aşkına biz galiba yanlış adamlarız Cemal her şarkıyı sevindiği kadar alkışlayan zirveleri yüzümüz çok çeşitli sıradağları anlatır örneğin Fas civarında niçin ud çaldığını bilmeyen biri arkamızda kaç küsür yıldır bıraktığımız menekşeler sıkıldığımız günlere alkışlarla çay getiren ey bana mızrak ey sana gökleri sevdiren hayat bağışla üç kişilik sofrada tek kişilik oturduğumuz için kulaklarımda çın çın çanlıyor devletlerin       çok merdivenli                     kuyuları kalbini boşluklarla doldurmanın paydosu ama kurtuluyoruz ayaklarımızdan koşmaya başlayınca yangınlariçre bu sulak beden birdenbire sönüyor dönüyor dilimdeki yara krallara merhem paylaşıyoruz bak içimizde çakıl taşları varoşlar kötü bir futbol maçından arta kalan Ali Yıldız Birnokta...

ÖLÜMDÜR BALKONA ÇIKARSIN BAZI

Sesimde yeni bir başlangıç susmak için süremin dolduğunu haber verir gibi boynumda kolye olmayan yıllar sınırlar ötesi durakladığım mesai bana başımı kaldırmamı öğret birkaç kelime bozguna uğratmayan İnsanım tamir edilesi zor avuntu kervanlarıma ters düşmüş köprüler daha arkamı dönmeden kapatılan kapı belli ki yuhlanmışım kimi zaman sırtımı olsun patronlardan kurtar Çünkü aklımdan yenilmiş halklar geçer bir tren yük olur geçer omuzlarından sen hiçbir yanılgıya benzemeyen büyük umut belimde kanamaya davet edildiğim şadırvan yanlış söyledimse affet artık yaşadığım dünya adında bu mağara seslen bana kulaklarımı kör et Kılıç düşünce silah olan kalkan bitince ölüm başlayınca hayat bacakların uzvetmez haine dönüşür alıp gidesin gelir gidemediğin günleri bu bedeni siper olmaktan çıkar avut içimde konuşmaktan zature olan mermeri Ali Yıldız Birnokta Edebiyat Dergisi 178. Sayı

TEKNOLOJİYİ KUTSAYAN DİJİTAL MEZHEPLER DOĞUYOR

·       Akıllı telefonlar hayatımıza gireli daha on yıl bile olmadı. Araştırmalara göre günde ortalama üç saatimizi bu dijital ekranlara bakarak geçiriyoruz. Bir arkadaşa, aileye ya da kitaba ayrılandan çok daha fazla bir süre bu. Bir edebiyat dergisi olarak şunu merak ediyoruz. Bu yeni dijital ekranlar okuma alışkanlıklarımızı nasıl etkiledi? Okuma alışkanlıklarını maalesef olumsuz etkiledi. Çünkü bu öyle hızlı gelişen bir şey ki yazıyı da bir anlamda geride bıraktıracak hatta soluklaştıracak bir cazibeye, renkliliğe sahip. Dolayısıyla insanların artık belli bir metin üzerinden ilerlemesi söz konusu değil. Eskiden biz ne yapardık? Bir metin okur ve onu üzerinden bir şey tahayyül ederdik. O canlandırdığımız üzerinden de kendi hayallerimizle bambaşka dünyalara giderdik. Şimdi bugünün dünyasında bu ‘‘artırılmış gerçeklik’’, olgular zihnimizde canlandırmadan ekranın üzerine verebiliyor. O yüzden de bizim okuma işlemimizi neredeyse bertaraf eden, bir kenara koya...

KAFAMDA KERVAN TAŞIMAZ SORULAR ASGARİ ÜCRET

biraz ergin günçe okusan anlardın beni oturduğumuz yağmur dışlandığımız iskele yevmiyem çok az ve bütün ekmek yiyoruz bunları düşünüyorum karşımda kasım tepe alnın pazar yeri gibi dağılmış çıkmış değil henüz hüzünler hurdaya akşam olur sloganlar gelip gider üstündekileri bırak tel örgüler paylaşsın yıpranmış bir hafta sonundan sonra hiç adalet getirmemiş bir padişah gibisin televizyona bakma bu kadar bakma yenilmek için balkonda mısın dirseğim soğuk mermer dayanışması ergin günçe anlardın okusan beni biraz kuşlar geldikleri yerden geldikleri yere gittiler konuşmak için vaktimiz az yürüyoruz çaktırma fakat işsizlik aşkla gövermiyor muhakkak ki üzülmeni hiç istemem tezcanlı bir ikindi yağmurundan sonra bütün kapı kolları kırık olan taşrada hiç savrulmamış bir tekme kadar temkinli Ali Yıldız Hırka 5. Sayı

BU İŞLER BÖYLE OLMAYACAK

Yaz çılgın sancılarla başardı bu yıl Güzel bir Akdeniz hayaliyle incinmiş Savaşlarda yorgun adını arıyorsun Fillerin ilken dolaşıyor ormanlarda Biraz şarkılar yarına elin cebinde biraz Sayısız kere burduğun şu ağız Kenar mahallede bıraktığın gülüş Bize güzel şeyler hatırlatır Çok yüzyıldır sönük duran lüküs Bin dolara dişler sıktıran düzen Öyle polisiye ki seni sevmek Böyle olmayacak bu işler Burdan gitsem yolu bulmalıyım Köprüler geçmene izin etmemişler Az ötede gözlerini akşamüstü sıkarken Şoförün eve ekmek kavuşması Şampiyon fişekleri meydanlar Gel bu aşk duraklansın Deliler teneke vurur düşünmeden Dünya yamulmuş bir tepsi Hatıra fotoğrafı filan çekilmedin Halayına kimse katılmamış Baktın çözülür diye bütün düğünlerin Ali Yıldız Aşkar 36. Sayı

BENİ BİR BAYRAK GİBİ NEREYE DİKMİŞLER

Bir şey anlatmak istemiyorum çünkü güzel balkonlara çiçek açtın yaz bitti ve sonraki ekim geldi iyi bir şarkı duyunca bu aniden oluverir  nedendir hüzünleniyorum Düştü sevdan onu göğe eğildin Anlatmak istemiyorum bir şey sofraya çok karanlık buyur ettiler ölümdü çabuktu sanki yaza yaklaşan yüzündeki verimsiz desenleri bugünlük boş ver Dargın geçeklerden atlamışsın atlaslara                   yanlış ceketler sevinip çıkmışsın                               devletine değmemiş kanser Hayret bize neden bu kadar çok benziyorsun şarkının sesi aç biraz kahrolduğunu duvarlara çarptır uzak kederli uykulardan uyan çünkü banka mahsul vermez Eskimiş kaslarıyla ülken            bari bir bilgenin bize gözlerini anlatsaydı Güzel şeyleri yazınız bu sizin en güzel yazınız Ali Yıldız Yedi İklim 308. Sayı Kasım 2015

bugünlerde böyleyim

ince kitaplar gibi azaldığını hissettikçe günlerin biliyor gibi yapıyorum aşkı anlamak için işte şuram bir padişah gibi yalnız kimse inan bana artık masal dinlemiyor yorgan üzerimde düşüyor susuyor gibi bir kral içinde yanık yağlar patlamamış bir el bombası yaklaşıyor bahar ve nişan artık alma inan bana marşlar başkaları için söyleniyor ama gücenme kalbi de şaşırır insanların bazen yıkılmamış bir köy kahvesi meydanda ağaçlar evet nedense yine dilinde dokunaklı bir türkü yıkılsan da şartlar böyle daha eşit avuçlarında kısacık ömrün tütün içerken ilk maaşınla yola çık Ali Yıldız Hırka 4. Sayı Ağustos 2015